29 Nisan 2014 Salı

Sebzeli makarna


Bahar çok güzel,  her yerde mis kokulu çiçekler... ama güneş yakıcı, gölgeler serin, çılgın yağan yağmurlarımız yok. Geceleri yağıyor gündüzler açıyor, yağmurun en sevdiğim şeklidir. Üzerimde bir de bahar yorgunluğu ve her gün gündeme düşen çocuk ölümleri, cinayetleri olmasa daha iyi olacağım. Nasıl  vicdansızlık bu ! cinayetleri işleyenlerin ruh halini hiç bir kalıba sığdıramıyorum :((  İnsanlara güvenimi kaybediyorum. Günler geçiyor işte.

 Bu nedir, ne pişiyor  diyenlere...


 Makarnayı haşlayıp ayrı tavada değişik soslar yaparak hazırlardım ama bu kez komşumun tarifini denemek istedim.

Bir adet soğanı büyük yarım ay şeklinde, bir adet patlıcanı, orta boy patatesi küp küp doğrayıp, bir adet yeşil biber, bir iki diş sarımsağı yağda kavurup bir kaşık salça ilave ettikten sonra bir buçuk su bardağı kadar ufo makarnayı ilave ettim ve üzerini kapatacak kadar sıcak su biraz da tuz atıp pişirdim. Pilav gibi demlenmeye bıraktım. 

Benim gibi makarnayı sevenler için değişik bir alternatif olabilir. Yanında da bir bardak ayran ve hafif bir salata ile güzel gitti diyebilirim.


27 Mart 2014 Perşembe

Patatesli kek


Sabah kahvaltıda değişik bir şey olsun istedim ve yine sınıfta kaldım. Benim için değişik güzel olmuştu ama oğluş patatesli kekimi beğenmedi. Kekler ona göre tatlı olmalıymış. Neyse zoraki bir dilim yedi, ne bu ya diye diye...  Patatesli kek başıma kaldı anlayacağınız.


 Böyle bir şey mutlaka birileri yapmıştır ama benim tarifim tamamen uyduruk ve ölçüsüz.

 Patatesli kek.

Tarifini de kısaca yazim bakim arkadaşlar.

 2 yumurta, bir su bardağı kadar süt, biraz sıvıyağ, kekik, pulbiber, kimyon, karabiber, tuz, bir adet kabartma tozu, göz kararı un ekleyip.cıvık akıcı bir karışıma iki adet patatesi küçük, küp küp doğrayıp karıştırdım. ve 175 derece fırında pişirdim.

Bu da bize çok yakın Aydın Kanza  parkımız fakat yıllarca gidip oturamadığım uzak kaldığımız parkımızdan görüntüler. İçinde çocuk oyun alanı,  masalarda çayını pastasını alıp gelenler ve sergi alanı var. Çocuklarım küçükken iş çıkışı bu parka çok götürürdüm. Tabi ki onları takip ederken başım dönerdi. Bütün çocuklar birbirine benzerdi sanki. Eve dönmemek için göz göze gelmemeye gayret ederlerdi. Eve döndüğümüzde bir duş alıp baygın düşerlerdi. Neyse bir gün zaman ayırıp gidip oturacağım İnşallah. Hatta bugün ilerleyen saatlerde komşuyu ayartıp gitmeli..




Hoşçakalın .

18 Mart 2014 Salı

Gezmece ve beşamel soslu makarna...


Geçen haftalarda izinli olan oğluş ablama gidelim diye tutturdu. Yağmurlu bir gün düştük yollara. 




Dağ bayır resim çeke çeke gittik.









Ankara'ya giriş kapıları yapılmış ama şehre bayağı girdikten sonra bu kapıdan geçtik. Hiç estetik gelmedi ve çok gereksiz gördüm. Yazık verilen paralara.


Bu sokak tam neresi bilmiyorum arabayla kaybolduğumuz anda karşımıza çıktı.  Altındağ burası sanırım. Eski evler restore edilmiş bazılarınında tadilatı devam ediyordu.


Tabi ki kızımla güzel günler geçirdikten sonra eve dönüş...Antalya.









Normal rutin yaşamımıza döndük. Bilgisayardan uzak geçen günlerimden dolayı sizleri özledim. Çünkü kahvaltıdan sonra evi terk edip akşama zor dönüyorduk. Bu kez de yorgun olunca bilgisayara ayıracak zamanım olmuyor ve hatta dizilerime bile bakamadım. 




Beşamel sosunu önceleri sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Yinede her nedense  çok sevemedim ama bugün ilk defa makarnayı beşamel soslu yapmak istedim. Spagettinin en kalın olanında alıp üçe bölüp haşlayıp borcama döktüm. 
2 bardak süt, 2 bardak un, biraz tereyağ ilave edip pişirdim koyulaşınca bolca tulum peyniri, tuz, karabiber ilave ettim. Hazırladığım makarnanın üzerine sosu döküp fırına sürdüm börek gibi pişti ve lezzetli oldu. Bu da içine konan tulum peyniri ve tereyağdan kaynaklandı herhalde. Beşamelle tanışmam da bir yerlerde tadına bakıp yiyememiştim demek ki içine konan malzemeden kaynaklanıyormuş. O yüzden beşamel sosunu da sevememiştim.o günden beri de yemek istememiştim. 


Mutlu akşamlar.

20 Şubat 2014 Perşembe

Çığlık..




Bugün bir telefon şirketinde işim vardı oraya gittim. Yetkiliyle biz konuşurken bir anda gaaaaakk gaaaaakk diye arka arkaya çığlık atan bir ses yükseliyor. Yetkiliye ''papağanız mı var bu ses onun mu göremedim'' dedim. Hayır şu çocuğun sesi dedi.  Baktım çocuğun annesi oturuyor çocuk ortalıkla olanca sesiyle  bağırıp koşturuyor. Ben bu arada yetkiliyle diyalog kuramıyorum dikkatim dağılıyor. Bayana "çocuğunuzla ilgilenir misiniz? " dedim. Kadın hemen kendini savunmaya geçip başladı ''hiç mi çocuk görmedin, senin çocuğun yok mu? ne yapayım çocuk bu'' diye başladı  karşılık vermeye.  Neyse kadınla biraz tartıştık ama kadın hala bildiğini okuyor. Yetkili de beni başka sessiz bir yere aldı orada işimi hallettim çıktım. Ardından bankada da işim vardı oraya gittim. Orada da başka bir çocuk gürültü edip duruyor. İçimden yağmurdan kaçtım doluya tutuldum derken sıram geldi memura yaklaştım. Memur ayağa kalktı ve gürültüye doğru seslendi "bu çocuğun ailesi kim lütfen ilgilenin çocuğunuzla, sesten çalışamıyoruz" dedi. Meğer diğer bankoda işlemi yapılan bayanın çocuğumuş, çocuk benim dedi. Neyse o arada ananesi mi, babaannesi mi biri çocuğu kucağına oturttu susturdu ama bu kez de annesi ''memura senin çocuğun yok mu? hiç mi  çocuk görmedin''  diye söylenip duruyor. Bana döndü siz daha iyi bilirsiniz  hanımefendi çocuk bu ne yapayım dedi. Kendini savunmak için destek bekledi. Tabi ki sadece memurun haklı olduğunu dikkatinin dağılabileceğini savundum. Bir saat önceki yaşadığım tablo yine karşıma çıktı. Güler misin ağlar mısın...

Neyse gelelim yeni neslin çocuk yetiştirmesine, çok rahatlar.  Hayır, yapma, etme denmeyen bir nesil  geliyor. Çocuklar gördüğüm kadarıyla avmlerde, orada burada hep başıboş bırakılıyor, annesi nerede bu çocuğun diye biz yollara düşüyoruz. Kaç kere kayıp çocuk buldum, ailesine teslim ettim. Biz de çocuk büyüttük ama çocuklarımın bulunduğu ortamda rahatsızlık verdiğini hatırlamıyorum. Çocukları bu kadar serbest bırakmak yeni trend galiba. Çocuklarım büyürken dışarıda yapmaması gereken bir şey yaptıklarında  tanıdıklar, komşular ikaz ediyoruz çocuğunu onun iyiliği için yanlış anlama derlerdi. Ben de çocuğun sadece aileden terbiye almadığını, toplum tarafından da eğitilmesi gerektiğini düşündüğümü söylerdim. Şimdikiler kesinlikle laf söyletmiyorlar. İlerde nasıl olacak bu nesil bilmiyorum..

18 Şubat 2014 Salı

Lahana kapama.


Lahanayı benim gibi tek tek sarmaya üşenenler için bulunmaz tarif. Sabahları tvde Melek'in programını izliyorum. Programa katılan Sahrap'ın yemek tarifleri de bana kolay ve güzel geliyor. Tabi ki arada yapılanları ben de deniyorum. İşte bu lahana da onlardan biri.

Lahana kapama

Tarif: Orta boy bir lahananın ortası oyulup haşlandı ve dolma içi hazırlar gibi hazırladığım harçla dolduruldu. Yalnız onların yaptıklarında sadece bol soğan, yağ, salça ve baharatlar vardı. Haşlanan lahananın içi doldurulup salçalı su ve yağ ilavesi yapılıp pişiriliyordu. Ben tarifi değiştirip bir kaşık kadar pirinç ve kıyma ilave ettim.  Lahananın içinden oyduğum yaprakları da çöpe gitmesin diye yanlarına ilave ettim.

Piştikten sonra ortadan pizza keser gibi üçgen, üçgen kestim. Yerken üzerine biraz pul biber ve bir iki damla limon damlattım. Bana göre lezzetli oldu. Yapımı da kolay, artık ara ara yaparım herhalde..


Bir de bu ara bu şarkıyı dinlemeyi çok seviyorum.


Sevgiyle kalın :)

9 Şubat 2014 Pazar

Elmalı kek..


Bu tatlı bebiş ailemize katıldı. Dün onun bebek duası vardı. 

Bugün de rutin işler, biraz yürüyüş derken  akşam çayının yanına uyduruk bir tarifle elmalı kek yaptım. Artık tarifleri tam uygulamıyorum bildiğim ölçüleri yarıya düşürüp yapıyorum. Kekim 1 yumurta ve diğer malzemeler göz kararı, bir yeşil elmayı içine rendeledim, biraz da tarçın koydum.  Tabi ki  çayımın yanında bir dilim yedim ama çok severek yemediğimi fark ettim ( uyuzun biri mi neyim ) Pişerken eve yayılan kekin mis gibi kokusu daha çok hoşuma gitmişti. 




Herkese iyi akşamlaar :)







8 Şubat 2014 Cumartesi

......

resim netten alıntıdır.

 Mutlu haftasonlarımız olsun :)